ANASAYFA » MEZUNLARIMIZ » MEZUNLAR » HASAN YASAR
21/01/2017, 11:54

Hasan YAŞAR

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

1969 yılında altı çocuklu bir ailenin son ferdi olarak Konya ili Yunak ilçesinde doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi yani imam hatip lisesi’ni ilçemde okudum. Lisedeyken Öğrenci sohbetleri düzenlerdik, İslam mecmuası o yıllarda çıkmaya başlamıştı ilçede onu dağıtır abone yapardık. Hocalarımızın yönlendirmesiyle üniversite okumaya karar verdik. 1988 yılında Konya’ya geldim ve İlahiyat Fakültesi’ne başladım. 1993 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden (N.E.Ü. İlahiyat Fakültesi) mezun oldum. Memuriyetime ise Konya Büyükşehir Belediyesi’nde başladım. Önce kültür müdürlüğünde, askerlikten sonra da müzede çalışmaya başladım. Halen Müze ve Kütüphaneler Müdürü olarak görev yapmaktayım. Evliyim ve üç çocuk babasıyım.

 

Başka bir bölüm okumak yerine neden İlahiyat Fakültesi’ni tercih ettiniz?

 Mizacıma, karakterime en uygun olan İlahiyat Fakültesi olduğunu düşündüğüm için bu bölümü tercih ettim. Aslında İmam Hatip Lisesi’nde okumak böyle bir bölüme yönlendirmeyi de kendiliğinden getirmektedir. Küçükken babam beni imam hatip lisesine gönderirken aynı zamanda ailede bir ilahiyatçı olmasını arzu etmiş, ben bunu daha sonraları anlıyorum.    İlkokulda öğretmenimiz sormuştu bana, ne olmak istersin diye bende o zaman müftü olmayı düşünüyorum demiştim. Fakat mezun olduktan sonra müftülüğü hiç düşünmedim. Öğretmen olmak için okuduk. Fakat mezun olduğumuz yıl, öğretmenlik hakkı tanınmamıştı bize. Bizde belediyenin açmış olduğu bir sınav neticesinde başvuru yaptık, sonrasında öğretmenlik hakkı da geldi fakat bir değerlendirme neticesinde Konya’da kalmanın daha iyi olacağını düşündüğümden burayı tercih ettim.

 

İlim Yayma Cemiyeti ile ne zaman tanıştınız?

Kim veya kimler vesile oldu?

Cemiyetin açılışından, kuruluşundan beri görev almaktayım. Mehmet İncili ağabey ile birlikte HAK-YOL Vakfı’nda beraberdik. 1988’de fakülteye başladığımda o zamanlar HAK-YOL Vakfı’nda görevliydi Mehmet Ağabey, oranın evlerinde öğrenciliğe başladım. Köşk diye bir evimiz vardı, tarihi bir Konya eviydi.  Daha sonra Mehmet İncili Abi İlim Yayma Cemiyeti Konya Şubesini canlandırdı ve 1991 yılında  bizi davet etti, bizde daveti kabul ederek Hicret Yurdu’nda öğrenciliğimize devam ettik. 1992 yılında İlahiyat evini açtık. Mezun olduktan sonra da cemiyetle irtibatımı kesmedim. 1997 yılında ilahiyat yurdunu kurduk. Özel derslerle öğrencileri yetiştirmeye gayret ettik. Ben de kurslarda Osmanlıca dersleri verdim. Onun bereketiyle şimdi de Karatay üniversitesinde Osmanlıca derslerini devam ettiriyorum.

 

İlim Yayma Cemiyeti, hayatınızda değişikliklere neden oldu mu?

Aslında cemaat ve cemiyetlerin böyle bir fonksiyonu var. Birlikte hareket etmenin bir bereketi vardır her zaman. Hadis-i Şerif’te geçtiği gibi, Allah’ın rahmeti cemaatin üzerinedir buyuruluyor. Bir hareketin içerisinde olmanın kişiye kattığı farklı bir atmosfer vardır. İlim Yayma Cemiyeti’nin de kendine has bir özellikleri var. Yani misyon ve vizyon çizgisi var. Özgür bir ortam sağlıyor İlim Yayma Cemiyeti.  Özgür ve özgüveni gelişmiş bir birey olması noktasında teşvik edici bir yapısı var. Şunu okuyacaksın, bunu yapacaksın diye bir dayatmanın olmaması, cemiyetin gençler tarafından sevilmesine ve sahiplenilmesine vesile oluyor  Cemiyetin tarihine baktığımız zaman, 1950’li yıllarda kurulmuş bir teşkilat, amacıyla ve yapısıyla bize güzel örnekler sunuyor. Bizim fikir olarak şekillenmemizde İlim Yayma Cemiyeti’nin katkısı yanında Mehmet Ağabey’in daha çok etkisi vardır.

 

İlim Yayma Cemiyeti’nde kaldığınız dönemde tanıştığınız arkadaşlarınızla görüştükleriniz var mı?

Üniversite yıllarında kurulan dostluklar unutulmuyor tabi. Uzun süre yaşanır, yaşatılır arkadaşlıklar kuruluyor. Benimde o dönemde edindiğim epeyce bir arkadaşım var. Gerek evlerde kaldığımız arkadaşlar, gerekse yurtlarda kaldığımız arkadaşlar ve gerekse cemiyetin yaptığı faaliyetlerde tanıştığımız arkadaşlarla hâlâ görüşmeye devam ederiz. Çoğunluğu Bu arkadaşlardan oluşan bir pazartesi grubumuz var yaklaşık yirmi yıldır her hafta sohbet toplantıları yaparız. Tefsir okur hasbihal yaparız. Bayramlarda, programlarda görüşür, tebrikleşiriz. Bizim şöyle bir özelliğimiz var, mezun olduğumuz yurttan ve okuldan arkadaşlarımızın çoğu Konya dışına çıktılar. Biz burada kaldığımız için dışardan arkadaşlar buraya geldiklerinde mutlaka bizi ararlar, onlara mihmandarlık, misafirperverlik ederiz. Bir yakını, Konya’da üniversite kazanmış olan arkadaşlarımız bizi ararlar, fikir alırlar, yönlendirmelerimizle hareket ederler. Çocuklarını, yakınlarını bize emanet edip giderler. Dolayısıyla temas hâlâ devam etmektedir.

 

İlim Yaymalı olmanın bir farklılığı var mı?

İsmiyle müsemma deniyor bu duruma. Hem ilim hem de neşir eski tabirle, ilmin yayılması misyonunu yüklenmek daha sonra onu temsil etmek ve daha sonra da tebliğ etmek insana önemli bir sorumluluk yüklüyor. İlim Yaymalı olmanın, bulunduğu görevde en iyi olma, en iyi şekilde yapma ve en iyi şekilde temsil etme görevi vardır.

 

Kitap okur musunuz? Okumak sizin için ne ifade eder?

Okumak, hayatın kendisidir. Bu konuda birkaç makale de kaleme aldım. Hatta bir tanesi de Genç Adım dergisinde yayımlandı. İnsanın aklı, dünyaya ermeye başladığı zaman hayatı okumaya başlıyor. Hayatı okumayı öğreniyor. Dolayısıyla okumak bir serüvendir. Fakat bu işi disiplinli bir şekilde yapan kişiler başarılı olmaktadır. Allah, insana okuma açlığını hissettirseydi, insanların çoğu açlıktan ölürdü diye bir söz var, bu konuda çok hoşuma gider. Kütüphane’de bulunduğumuz için günde onlarca kitap geliyor ve maalesef hepsini okuyamadığımız için üzülüyoruz. Neden az okuyoruz sorusunun cevabı yanlış okuma yaptığımız içindir. Bir kitap elimizde haftalarca kalıyor ve bıkkınlık veriyorsa okumayacağımız kitabı yanlış seçtiğimizden dolayıdır. Okullarda hiçbir şey gösterilmese bile sadece okuma alışkanlığı kazandırsa öğrencilere yeterlidir diye düşünüyorum.

 

Arkadaş seçiminde neye dikkat edersiniz? Arkadaş ne demektir?
Arka-daş yani arkanı dayayabileceğin birisi demektir. Öncelikli olarak güvenilir biri olması gerekir. Dürüst olması gerekir.Arkadaş deyince her zaman Peygamberimiz (s.a.v) ile Hz. Ebubekir diyaloğunu düşünürüm. Herkesin bir Ebubekir gibi dostu olması gerekir. Güveneceği, sırrını paylaşacağı, kendisini rahatlatacağı, istişare edebileceği birisinin mutlaka olması gerekir. Talebelik yıllarda arkadaşlarımıza takılırdık, sen benim Ebubekir’imsin diye..  Dostluk kurarken seçici de olmak gerekiyor. Arkadaş, kişinin ne olduğunu ortaya koyandır. Biraz da bu iş, kader-i ilahi diyebiliriz. Yurtta karşılaştığımız, iş yerinde karşılaştığımız, sınıfta karşılaştığınız kişilerden mizacınıza, ahlakınıza en uygun olanı seçip, dostluk kuruyorsunuz.   Önyargılı davranmadan, karşılıklı fayda sağlayabilecek şekilde dostluklar kurmaya çalıştım.

 

Cemiyetimizin yurt ve evlerinde kalan arkadaşlarımıza bir tavsiyeniz var mı?

Öncelikle Müslüman kimliği üzerinde durup, altını doldurmak gerekir. Müslüman şahsiyetini kazanmak gerekir. Allah insana iki tane vazife vermiştir. Birincisi kendisine kulluk, ikincisi de diğer Müslümanlara güzel muamelede bulunmasıdır. Sohbetlere katılmalarını ve sadece sohbet dinlemekle kalmayıp, sohbet eder hale gelmek çok önemlidir. Mesela ortaöğretim yurdumuzda görev yaparken, huzur dersleri diye bir şey başlatmıştık. Öğrencilerimle akşam ile yatsı namazı arasında ders yapıyorduk. Mehmed Zahid Kotku’nun (r.a) Ehli Sünnet Akaidi kitabından ders başlamıştık. Bu ve buna benzer faaliyetler organize edip, yönetmek bir ilim yayma öğrencisinin yapması gereken durumlardır diye düşünüyorum. Bir de öğrencilik yıllarını çok iyi değerlendirmelidirler. Sadece okullardaki derslerle kalmamlı, araştırmacı olmalıdır. Herkes sahasıyla ilgili uzman yetişmiş kişileri bularak onlardan istifade etmeli. Özellikle kütüphanelere üye olunmalı, kütüphane dostu olunmalı. Genç yaşta ibadet aşkını kazanmalı. İbadethaneler bağlı olarak yaşamalıdır.