ANASAYFA » MEZUNLARIMIZ » MEZUNLAR » MUSTAFA UYSAL
21/01/2017, 12:07

Mustafa UYSAL

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

1969 yılında Bozkır’da doğdum.  Üçpınar köyü diğer ismiyle Hocaköy nüfusuna kayıtlıyım. Toroslarda yetiştim, bir yönüyle dağlı derler bize. Bu yüzden biraz inat yönüm vardır. Konya İmam Hatip Lisesi ve sonrasında Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde(N.Erbakan Tıp Fakültesi) eğitim gördüm.

1995 yılında göreve başladım, 2003 yılından bu yana ise Dr. Faruk Sükan Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde Başhekim Yardımcısı olarak görev yapmaktayım.

Ayrıca Master eğitimimi de Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde Sağlık Kurumları İşletmeciliği bölümünde tamamladım. Evliyim, Erencan ve Bengisu adlarında iki çocuğum var. Eşim ve çocuklarımla beraber, mutlu bir çekirdek aileyiz..

 

Başka bir bölüm okumak yerine neden Tıp Fakültesi’ni tercih ettiniz?

O yıllarda istediğim bölüm aslında Hukuk Fakültesi veya Siyasal Bilgiler gibi yelerde okumaktı. Lise yıllarında istediğim bölüm bunlardı. Daha çok sosyal, halkla içiçe olan bölümler olarak onları zannederdim. Fakat lise sona geçtiğimde ve dershaneye başladığımda, hocalarım fen bilimlerine yönlendirdiler.

Babam, “ oğlum imanlı doktor olacak “ diye beni severdi. Bu söz kafamda yer etmiş demek ki sonradan tercihim değişti yani lise sonda. Tercihlerimi yaparken, hepsini Tıp Fakültesi olarak işaretledim ve üçüncü tercihim olan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni ( N. Erbakan Üni. Tıp Fakültesi ) kazandım. Aslında yapı olarak da doktorluğa çok meyilli değilim, Tıp Fakültesi’nde okumaya başladım ve ikinci sınıfta pişman oldum, geri dönüşümde olmadığı için bölümümü tamamladım. Babamızın duası da kabul oldu, belki de babamızın duası bu durumlara vesile oldu.

 

İlim Yayma Cemiyeti ile ne zaman tanıştınız? Kim veya kimler vesile oldu?

Öğrencilik yıllarımızda Konya Tıp Fakültesi’nde İslami ve sosyal faaliyetler alanında çok gözde bir fakülteydi. Yani Türkiye’nin sayılı fakültelerinden biriydi. Bunun sebebi de bu fakülte oluşurken nüvesini bizim büyüklerimiz, özellikle sosyal faaliyet anlamında Hakyol Vakfı’ndaki abilerimiz üstleniyordu. Türkiye genelinde de büyük faaliyetler yaparlardı, dergiler çıkarırlardı. Sağlık alanında da dergileri vardı, panzehir diye. Hakyol Vakfı idarecileri özellikle Konya’da Mehmet İncili ağabey, sosyal anlamda çok faal ve etkindi. Etkili bir kuruluştu, Tıp Fakültesi’nde de Hekimler üzerinde, yeni yetişen öğrenciler üzerinde etkili bir kişiydi.  Bizim de tanışıklığımız Tıp Fakültesi’ne girdiğimiz yıllarda, imam hatip yıllarımdasosyal ortamlarda kendimizi bulduk. Daha sonrasında ise 1990 yılında İlim Yayma Cemiyeti ile bu faaliyete devam ettik. Yani o dönemdeki büyüklerimiz sayesinde İlim Yayma Cemiyeti gibi köklü bir kuruluşla tanıştık. Daha öncesinde Konya’da İlim Yayma Cemiyeti’nin şubesi yoktu. 1991 yılında kuruldu, bizde Tıp Fakültesi’nde okuyan öğrenciler olarak İlim Yayma adına Tıp evleri ve Lokman Hekim diye bir yurdun kuruluşunda bulunduk. 

 

O yıllarda tamamen İlim Yayma Cemiyeti öğrencilerinin çıkardığı tıp bülteni vardı. İlim Yayma Cemiyeti’nin Konya’da şube kurulduktan sonra tıp alanında öğrenci faaliyetlerini gerçekleştiren ilk kişilerden biriyim. Bir yıl üniversite başkanlığı görevini de üstlenmek bize nasip oldu.

 

İlim Yayma Cemiyeti, hayatınızda değişikliklere neden oldu mu?

Tabii çok var, öğrencilik dönemimizde İlim Yayma Cemiyeti vesilesiyle sosyal faaliyetlerin içerisinde bulunmamız, insanları tanıma, görme gibi idarecilik alanlarında iş hayatımızda ve aile hayatımızda çok kazandırdıkları oldu. Hala daha olmaya devam ediyor. İletişim alanımızda yani hekim olarak hastalara, insanlara yaklaşımımızda, o dönemde aldığımız o terbiyeden, o eğitimden geçmemiz, bizi güzel işlemler yapmaya vesile oldu. O dönemde teşkilatta yapmış olduğumuz başkanlık görevleri sebebiyle şu anki görevimi daha rahat ve tecrübeli olarak yapmaya vesile oluyor.

 
İlim Yayma Cemiyeti’nde kaldığınız dönemde
tanıştığınız arkadaşlarınızla görüştükleriniz var mı?

O dönemde başlayan dostluklarımız hâlâ devam ediyor. Konya’da olanlarla özellikle 15 günde bir toplanmaya çalışıyoruz. İlim Yayma Cemiyeti ile irtibatımızda devam ediyor. İlim Yayma Cemiyeti’nin tıp yurdunda olsun, başka mekânlarda olsun bir araya gelip, muhabbet etmeye, sohbetlere katılmaya çalışırız. İl dışında olanlarla da zaman zaman görüşürüz, öğrencilik dönemlerinde geçirdiğimiz o günleri yâd ederiz. Telefonla da olsa irtibatı koparmayız.

 
İlim Yaymalı olmanın bir farklılığı var mı?

İlim Yayma Cemiyeti Konya Şubesi, Genel Merkez’den ayrı olarak yani ortaöğretim haricinde üniversite öğrencilerine yönelik çalışmalar yapmaya başlamıştı. İlk üniversite yurdu da Hicret Erkek Öğrenci Yurdu olarak Konya’da açıldı zaten. Kurumlara hareketlilik kazandıran, o kurumların başındaki insanlardır. Dolayısıyla Mehmet İncili gibi bir kişiliğin eğitiminden geçmek bize farklılıklar kazandırdı. O bizim için bir ekol oldu. Bu ekol, Türkiye’nin her yerinde yeni bir harekete vesile oldu. Eski dönem arkadaşlarımızla görüştüğümüz zaman bizi birbirimize bağlayan ve hareketlerimizi şekillendiren o ekoldü. Benim kayınpederim, o yıllarda ağabeyimdi, şimdilerde hem ağabeyimiz hem babamız olan Mehmet İncili’nin tedrisatından geçmemizden dolayı İlim Yaymalı olanın farklılığını hissediyoruz.

 

Kitap okur musunuz? Okumak sizin için ne ifade eder?

Tabi, öğrencilik dönemimizden kalan alışkanlıklarımızdan biri de okumaktı. Bizim dönemimizde siyaset farklı bir zeminde yürüyordu. Öğrenci evlerinde değişik okuma programları düzenlenirdi. Gazeteleri takip etmekle görevli arkadaşlarımız vardı, o arkadaşlar haberleri, köşe yazılarını takip eder ve diğer arkadaşlara özetlerdi. Arkadaşlarımız arasında bir kitap seçip, onu tartışırdık. Okuma listeleri oluştururduk. Hangi kitapları okuyalım diye büyüklerimizden, hocalarımızdan listeler alırdık ve onları okurduk. Az da olsa bu durum hayatımıza yansıdı. Temel eserleri okumak önemlidir, İmam Gazali’nin eserlerini çok severim. İhya-u Ulumuddin ve Kimya-i Saadet kitaplarını defalarca okumama rağmen hâlâ okumaya devam ederim. Alış-veriş merkezine gittiğimiz zaman, çocuklarıma da o özelliği kazandırmak için özellikle bir kitabevine uğrar, 15 günde veya ayda bir kitap almaya gayret ederim.

 

Arkadaş seçiminde neye dikkat edersiniz? Arkadaş ne demektir?

Arkadaş, dost demektir. Seni iyiye götüren şahıs demektir. İyiye götürmesi veya senin onu iyiye götürmen gerekir. Arkadaşlık demek, vefa, sadakat demek.. Kardeşten de daha ileri durumlar arkadaşlıkta söz konusu olur. Dolayısıyla arkadaşlık dediğimiz ömür boyu sürecek bir durumdur. Bazen bu durumun gel-gitleri olabilir fakat o anlamda arkadaş, insanı kötüye değil de iyiye sevk eden kişilerden seçilmelidir.

 

Cemiyetimizin yurt ve evlerinde kalan arkadaşlarımıza bir tavsiyeniz var mı?

Öğrencilik faaliyetlerinde ne kadar bulunursanız, okulda alacağınız eğitimden daha çok bilinç kazandıracaktır.Mezun olalı yaklaşık 22 yıl oldu. Tabi zaman içerisinde Türkiye’nin şartları değişiyor, bölgenin, okulun şartları değişiyor. Öğrencilik imkânları değişiyor, buna göre bir değişim yaşanıyor tabi. Bizim dönemimizde sosyal medya yoktu, iletişim aracı olarak en önemli şeylerden birisi şimdi sosyal medya aracılığıyla herkes birbiriyle görüşüyor ama bu bir taraftan da olumsuz durumlara vesile oluyor, insanlar böyle interaktif iletişim halinde bulunamıyorlar, belki de sohbet ortamlarına bile çok fazla rağbet göstermiyorlardır.Bizim zamanımızda sohbetler daha çok ilgi çeker ve yetişmeortamlarımız oralar olurdu. Öğrenci arkadaşlara benim acizane tavsiyem şu anki fırsatları iyi değerlendirmeleri, sosyal faaliyetlerin içerisinde aktif olarak bulunmaları, arkadaşlarıyla birebir veya toplu olarak iletişimde yani çok öne çıkmadan önde olmaları gerekir. Yani sosyal olmaları gerekir.

 

Sohbet ortamlarını değerlendirsinler, büyüklerinden istifade etsinler. Hocalarıyla iletişimde kalmaları, sık sık onları ziyaret etmeleri gerekir.  Tabi öncelikle derslerinde çok iyi olmaları gerekir, dersleri ihmal etmeden sosyal olmak gerekir. İlim Yayma Cemiyeti gibi bir kurumun çatısı altında bulunup da bu tür faaliyetlerden istifade etmeden giden arkadaşlar, kaybedenlerden olurlar.